Seyid Muhammed Raşid Erol hazretleri, (k.s.) 1930 yılında Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Siyanüs köyünde doğmuştur. Daha çok "Seyda" ve "Sultan Hazretleri" sıfatlarıyla tanınmıştır.
Dedesi Seyyid Muhammed (k.s.) medreselerde yetişmiş çok büyük bir alimdi. Nakşibendi halifesi olarak icazet ve hilafet almıştı.
Babası Gavsı Bilvanisi Seyyid Abdulhakim Hüseyni (k.s.) Hazretleri ise Nakşibendi büyüklerindendir.
Baba ve dedeleri ilim ve tarikat ehli olan Seyda Hazretleri, Peygamberimizin soyundan olup Bilvanis seyyidlerindendir. Hz. Hüseyin (r.a.)’ın soyundan geldiği için de kendisine "El-Hüseyni" denilmektedir.
Seyda Hazretleri'nin irşad vazifesi, Babası Gavs Hazretleri 1 Haziran 1972 yılında vefat edince başlamış ve 21 sene 4 ay 19 gün devam etmiştir.
Muhammed Raşid Erol Hazretleri ilk eğitimini babasının yanında almıştır. Babasından sonra Güneydoğu’da meşhur olan Molla Muhyiddin, Molla Nasır, Molla Ramazan ve Molla Abdulbaki’den arapça, mantık, hitabet gibi ilimlerin yanında tefsir, hadis ve fıkıh dersleri almıştır.
Seyda Hazretleri mürşidi Ahmedi Haznevi'nin (k.s.) izniyle Bilvanis köyüne hicret etmiş, bu köyde yine Seyyide olan Sekine Validemizle evlenmişlerdir. Bu evlilikten Seyyid Fevzeddin, Seyyid Abdülgani, Seyyid Taceddin, Seyyid Mazhar, Seyyid Abdurrakib isimli oğulları ile Hasine, Muhsine, Hasibe, Rukiye, Münevver, Mukaddes, Mümine ve Hediye isimli kızları dünyaya gelmiştir.
Seyda Hazretlerinin (k.s.) en belirgin vasıfları sabrı, tevazusu ve mülayim oluşuydu.
Kendisi hiçbir zaman hiç kimseye karşı kırıcı bir harekette bulunmamış, kin duymamıştır.
Binlerce kişi etrafında pervane olurken kendisinde kibir ve kabalıktan eser görülmezdi.
Kimseye şunu yap veya yapma demezdi. Herkese karşı güleryüzlü ve güzel ahlaklıydı.
Seyda Hazretleri, Seyyid Abdulhakim Hüseyin Hoca’nın oğlu olması nedeniyle ilim öğrenip talebe yetiştirmenin yanında, medrese hizmetleriyle de uğraşmıştı. Hizmet etmeyi ve hizmet edeni çok severdi. Evinde misafirlerine bakacak hizmetlileri olmadığı takdirde kendisi bizzat misafirlerine ikramda bulunurlardı. Bizzat çorbanın ateşini yakar, sofilere çorba taşır, misafirleri yemek yemeden ve ağırlamadan geri yollamaz, sofiler yemek yemeden kendisi yemezdi.
Kendisi çok fazla konuşmaz, tebliğ faaliyetlerine genelde örnek ahlakı, hal ve tavırlarıyla devam ederdi. |
Onun güzel ahlakını gören herkes yaptıklarından pişman olur, hemen tevbe etmek isterdi. Yanına gelenlerde çok hızlı ahlakî değişim görülürdü.
Önceki Nakşibendi büyüklerinin evlatlarına büyük-küçük demeden hürmet gösterirdi.
Seyda Hazretleri herkese anlayışına ve aklına göre hitab ederdi. Yoksul kişilerle konuşur, hal ve hatırlarını sorar, ihtiyaçları varsa hallederdi. Kendilerine karşı yapılan bir haksızlıkta fitne çıkmasın diye hakkından vazgeçer, olaya sabrederdi.
Dünya malına önem vermez, muhtaç olanlara gücünün yettiği kadar yardımda bulunur, dul ve yetimlere bizzat yardım ederdi.
Onun döneminde Menzil Dergahı adeta bir ihlâs merkezi durumundaydı. Ondan etkilenen bağlıları birbirlerine kızmaz, en ufak kusurda özür ve helallik dilerlerdi. Insanlar huzur ve kardeşlik içinde İslamı ögrenmeye ve yaşamaya başlamışlardı.
Hasta olduğu zamanlarda dahi cami ve cemaati terk etmezdi. Gecenin çok az kısmını uyku ile diğer zamanını güneş doğuncaya kadar ibadetle geçirirdi.
İkamet ettiği Adıyaman'ın Kâhta kazasının Menzil köyü yerleşim yerlerinden uzaktâ olmasına rağmen insanların, Allah'ın yardımı, Rasulullah (a.s.)'ın bereket ve feyzi ile akın akın gelmesiyle devamlı kalabalık bir şehir görünümünde hareketli olurdu. Sadece Türkiye'den değil diğer İslam ülkelerinden hatta Avrupa'dan gelerek tevbe yapıp intisab edenler oluyordu.
1968 yılında halifelik icazetini alan 1972 yılında irşad görevine başlayan Seyda Hazretlerinin (k.s.) yurtiçinden ve yurdışından aşırı ziyaretçisinin gelmesi 18 Temmuz 1983 tarihinde Çanakkale'nin Gökçeada ilçesinde mecburi ikametine yol açmıştır.
Önce Adıyaman'a, sonra Adana'ya oradan da Gökçeada'ya götürülen Seyda' Hazretleri çektiği sıkıntı ve adanın havasının sıhhatini etkilemesi sonucu 30 Ocak 1985 tarihinde Ankara'ya nakledilmiştir.
Burada da 16 ay gözetim altında tutulduktan soma Merkezi idarenin müsadesiyle tekrar Menzil'e dönmüştür.
Tekrar tebliğ ve irşad hizmetine devam ederken 1991 yılının Ramazan Bayramı bayramlaşması sırasında içerisine zehirli böcek ilacı çekilmiş şırıngayla suikast yapılmış, eline isabet eden zehir etkisini göstermiş, acil müdahaleyle hastaneye yatırılan Seyda Hazretleri (k.s.) hayati tehlikeyi atlatmıştır.
Seyda Hazretleri 22 Ekim 1993 Cuma günü cuma namazından iki saat sonra 63 yaşında Rahmet-i Rahmana kavuşmuş, Vefat haberini alan onbinlerce bağlısının katılımıyla ertesi gün Menzilde babasının yanı başında toprağa verilmiştir. |
Gavs hazretleri bir sohbetinde; “Evliyâ yetiştirme mektepleri olan tarîkatler, artık îmân kurtarma mektepleri hâline geldi. Eskiden insanlar yıllarca gezer, kendilerine şeyh ararlardı. Şimdi ise şeyhler kapı kapı dolaşıp müslümanları îmânlarının kurtulması için çağırıyor ve topluyorlar. Şâh-ı Hazne (Ahmed Haznevî) Ümmet-i Muhammed’in îmânını kurtarmaya çalıştı. YOKSA BU ZAMANDA TARÎKAT MESELESİ DİYE BİR ŞEY OLMUYOR. ŞİMDİ BİR OYALAMADIR YAPIYORUZ. MAKSAD ÎMÂN KURTARMAKTIR. TAM HİDÂYET MEHDÎ ALEYHİRRAHME ZAMANINDA OLACAKTIR.” BUYURDU.
Yine başka bir ortamda da Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili olarak,
Gavs hazretlerine sorulmuş: Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, Vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler. Bu niçin böyle oluyor? Gavs hazretleri buyurmuş: “Evet artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimkisi bu zamanda vallahi bir durumu muhafazadır, aldatmaca gibi birşey. ÇÜNKÜ TAM HİDAYET ŞİMDİ HZ. MEHDİ (A.S.)IN ELİNDEDİR. TAM MANASIYLA HİDAYETİ O YAPACAK. Biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz” (Şeyh Seyyid Muhammed Raşid Erol (k.s.)’nin hayatı, dr. A. Selahaddin Kınacı, sf. 87) |